uykugereksiz:

Senin bana ihtiyacın yok ki.Ne söylediklerime,ne de hissettiklerime ihtiyacın var senin.Senin çevrende sana aşık olacak yüzlerce kız varken beni ne yapıcaksın ki sen?Kalbimi kırman umrunda değil ki senin.Çekip gitmekten korkmuyorsun ki sen.Döndüğünde hep bekliyor olduğumu bildiğin için sertçe kapatabiliyorsun kapıyı.Ardında bıraktığın gözyaşları umrunda değil ki senin.Silmek için uğraşmıyosun ki sen.Çünkü biliyosun o gözyaşlarıyla beraber yok olmayacağını.Seni unutamayacağımı biliyorsun.Beraber hayalini kurduğumuz her şeyi başkalarıyla yaşadığını düşündüğümde deliler gibi ağladığımı biliyor musun peki? Ya da dinlediğim her şarkının seni hatırlatıp kalbimin artık göğüs kafesime sığmadığını? Senin tek bildiğin şey gitmek sevgilim.Renklendirdiğin o dünyamı bi anda simsiyah bi hale getirip gitmek.Seni düşünerek uyuduğum her geceyi,uykularımı elimden almak senin yaptığın şey.Ne yaşadığımın bir önemi yok.Senin bana ihtiyacın yok,ben ise sana muhtacım.

uykugereksiz:

Senin bana ihtiyacın yok ki.
Ne söylediklerime,ne de hissettiklerime ihtiyacın var senin.

Senin çevrende sana aşık olacak yüzlerce kız varken beni ne yapıcaksın ki sen?
Kalbimi kırman umrunda değil ki senin.

Çekip gitmekten korkmuyorsun ki sen.
Döndüğünde hep bekliyor olduğumu bildiğin için sertçe kapatabiliyorsun kapıyı.
Ardında bıraktığın gözyaşları umrunda değil ki senin.Silmek için uğraşmıyosun ki sen.Çünkü biliyosun o gözyaşlarıyla beraber yok olmayacağını.
Seni unutamayacağımı biliyorsun.
Beraber hayalini kurduğumuz her şeyi başkalarıyla yaşadığını düşündüğümde deliler gibi ağladığımı biliyor musun peki?
Ya da dinlediğim her şarkının seni hatırlatıp kalbimin artık göğüs kafesime sığmadığını?
Senin tek bildiğin şey gitmek sevgilim.
Renklendirdiğin o dünyamı bi anda simsiyah bi hale getirip gitmek.
Seni düşünerek uyuduğum her geceyi,uykularımı elimden almak senin yaptığın şey.
Ne yaşadığımın bir önemi yok.
Senin bana ihtiyacın yok,ben ise sana muhtacım.


fsrck:

…Ve anlattıkça sakinleşiyorduk. Öyle ki; ç’ay içmenin verdiği keyifle eş değer olacaktı neredeyse! 
Ve iyi ki vardı.
Ve hatta iyi ki gidecekti…

fsrck:

Ve anlattıkça sakinleşiyorduk. Öyle ki; ç’ay içmenin verdiği keyifle eş değer olacaktı neredeyse!

Ve iyi ki vardı.

Ve hatta iyi ki gidecekti…


fsrck:

Hiç uslanmadım ben aslında. Bir gram bile… İnsanlar renkli gözyaşlarıyla geçti gitti. İnsanlar gülümsemelerini de toplayıp gitti. Ben hiç gitmedim nesneler değişirken. Ben gitmeden de çirkinleşiyorlardı nasıl olsa. Hiç gitmedim… Hiç uslanmadım ben. Yarın burada cumartesi Feridun Abi. Yarın burada cumartesi ve annem sakın geç uyanma diye uyardı beni. Kahvaltısına eşlik etmemi istiyormuş. Oysa ben kahvaltı etmem ki! Hiç uslanamayacağım ben. Çünkü hala çok eski acıları hissettiren çok eski şarkıları dinliyorum. Ben uslanmayacağım ya üstüne üstlük şimdi size saygısızlık da edeceğim.Ne zaman mı?Bir sonraki cümle de…Bir sonraki cümle; kırsal kesimden karmaşaya göçmüş bir kişilik çarpışmasıyım ben ve size tüm yetkilerinizce sesleniyorum, bırakın masum ve süt kokan çocukları da beni bombalayın. Vicdanı olmayan insanlarca öldürülmek benim hakkım bence! Beni bombalayın…Siz bayım, dünyanın neresinde olursanız olun ya da dünyanın neresinden gelmiş olursanız olun bilirsiniz ki her yerde çocuklar en azından dokuz tane taşı üst üste dizip toplarla devirmişlerdir… Bilirsiniz ki; çocukluk ölümü öğrenmeyi hak etmediğimiz bir zaman dilimidir. Bırakın da bombaları su savaşı yapalım. Belki kirlenmiş yüreklerinize iyi gelir bir nebze! Bırakın da dokuz taşı sizin toplarınız değil onlar devirsinler! Ah! Sizin Tanrınız…Ve ah! Bilmediğim nice tapılan put, puşt ya da öküz… Hangi birinden medet umsak da çocuklar kurtulsa!Allah’ım şahit ki ve bizler de biliriz ki ; bir ışık gelecekse önce ortalığın kararması gerekir…Kudüs’ün ağlama duvarının dibine gidip kaybedenlere bir de oradan bakmak istiyorum o vakit. Ve yapacağım! Bilmezsiniz bayım belki ama ben azılı bir deliyim. Elinize ayağınıza tüküreyim ki yalanım yok. Ekmek Mushaf bir ihtimal çarpsın ki! Ve kaybedecek bir şeyim yoktan da öte! Korkmasanız bile bilin yeter!Hiç uslanmayacağım. Asın beni! Acılara kör olamayacağım için, sakin kalamadığım için, siyahın beyazdan daha temiz olduğuna şahitlik edebileceğim için…Asın beni! Anneme hiçbir zaman kahvaltılarda adam akıllı eşlik edemeyeceğim için… Ölen çocukların annesi de yalnız kahvaltı edeceği için…Dünyanız nasıl olsa bensiz de dönebileceği için….Aklınız varsa hala!Asın beni.
- Fsrck… // Kudüs’ün acılarına…

fsrck:

Hiç uslanmadım ben aslında. 
Bir gram bile… 
İnsanlar renkli gözyaşlarıyla geçti gitti. İnsanlar gülümsemelerini de toplayıp gitti. 
Ben hiç gitmedim nesneler değişirken. Ben gitmeden de çirkinleşiyorlardı nasıl olsa. 
Hiç gitmedim… 

Hiç uslanmadım ben. 

Yarın burada cumartesi Feridun Abi. 
Yarın burada cumartesi ve annem sakın geç uyanma diye uyardı beni. 
Kahvaltısına eşlik etmemi istiyormuş. 
Oysa ben kahvaltı etmem ki! 

Hiç uslanamayacağım ben. Çünkü hala çok eski acıları hissettiren çok eski şarkıları dinliyorum. 

Ben uslanmayacağım ya üstüne üstlük şimdi size saygısızlık da edeceğim.

Ne zaman mı?
Bir sonraki cümle de…

Bir sonraki cümle; kırsal kesimden karmaşaya göçmüş bir kişilik çarpışmasıyım ben ve size tüm yetkilerinizce sesleniyorum, bırakın masum ve süt kokan çocukları da beni bombalayın. 
Vicdanı olmayan insanlarca öldürülmek benim hakkım bence! 
Beni bombalayın…

Siz bayım, dünyanın neresinde olursanız olun ya da dünyanın neresinden gelmiş olursanız olun bilirsiniz ki her yerde çocuklar en azından dokuz tane taşı üst üste dizip toplarla devirmişlerdir… 
Bilirsiniz ki; çocukluk ölümü öğrenmeyi hak etmediğimiz bir zaman dilimidir. 
Bırakın da bombaları su savaşı yapalım. 
Belki kirlenmiş yüreklerinize iyi gelir bir nebze! 
Bırakın da dokuz taşı sizin toplarınız değil onlar devirsinler! 

Ah! Sizin Tanrınız…

Ve ah! Bilmediğim nice tapılan put, puşt ya da öküz… 
Hangi birinden medet umsak da çocuklar kurtulsa!

Allah’ım şahit ki ve bizler de biliriz ki ; bir ışık gelecekse önce ortalığın kararması gerekir…
Kudüs’ün ağlama duvarının dibine gidip kaybedenlere bir de oradan bakmak istiyorum o vakit. 
Ve yapacağım! 
Bilmezsiniz bayım belki ama ben azılı bir deliyim. 
Elinize ayağınıza tüküreyim ki yalanım yok. 
Ekmek Mushaf bir ihtimal çarpsın ki! 
Ve kaybedecek bir şeyim yoktan da öte! Korkmasanız bile bilin yeter!

Hiç uslanmayacağım. 
Asın beni! 
Acılara kör olamayacağım için, 
sakin kalamadığım için, 
siyahın beyazdan daha temiz olduğuna şahitlik edebileceğim için…

Asın beni! 
Anneme hiçbir zaman kahvaltılarda adam akıllı eşlik edemeyeceğim için… 
Ölen çocukların annesi de yalnız kahvaltı edeceği için…
Dünyanız nasıl olsa bensiz de dönebileceği için….

Aklınız varsa hala!
Asın beni.


- Fsrck… // Kudüs’ün acılarına…


fsrck:

İşte;
Böyle böyle,
Büyüyorum.
Bir gündüz geliyor,
Bir gece.. 

Cahit Zarifoğlu


fsrck:

-Uzun gelir okumazsın diye söylüyorum. İki tür insan vardır. Sıradan ve bir de havadan sudan =)) --	Anne kaç yaşındayım ben?-	20 kızım.-	Söyleyecek sözüm vardır benim de değil mi?-	Elbette.-	Peki anne söyleyecek lafım varken susmanın erdem olduğunu bana öğretirken sen, bazı annelerin elleri armut mu topluyormuş?-	Bazı insanlar öyle düşünmüyor olabilir yawrum.-	Peki bu bizi haksız yapar mı?-	Birilerinin gözünde mi yoksa hak gözünde mi?Siz bilmemneci geçinen zihniyet! Ya da diğer bilmemneciler… Sizce siya(h)si bir simge miyim oradan bakılınca? Ya da tarafına çekilecek biri miyim? İçine düştüğünüz kör kuyuların tadını ya da bilmem nesini çıkarırken niçin yanınıza birilerini sürüklemek zorundasınız?? Davalarınız, sorunlarınız, tapındıklarınız, salındıklarınız, bilmem neleriniz, vesaireniz zerrece umrumda değiller. Ben bu dünyaya zaten direnerek ve 18 saatlik bir sancı ile zorla gelmiş bulunmaktayım . Kimseye rahatsızlık vermeye de niyetim yok aslında.Ben bu dünyaya sizin içine düştüğünüz kör kuyuların etrafında dolanmak için gelmiş bulunmaktayım. Oraya düşmek için değil. Ben bu dünyaya siya(h)si hiçbir meseleyi umursamamak üzere gelmiş bulunmaktayım… Televizyondaki amcaların, çizgi filmlerdeki bebelerin ve gazete köşelerindeki simgesel ifadelerin yönlendiremeyeceği biriyim ben! (Çok mu alay edilesi buldun okuyucu. Aferin sana…)Bu dünyanın düzenine de ön yargılarına da birbirlerini hiçe sayan insan tiplilerine de siya(h)setine de lanet olsun. Kabul etseniz de etmeseniz de bu dünyaya tüm müzikleri dinlemek, tüm ensturmanları çalmak, tüm dilleri öğrenmek, çoğu insana gülümsemek, karda kışta bisiklet sürmek, kürtüyle türküyle hristiyanıyla bilmem nesiyle kartopu oynamak ve daha bir sürü güzel şeyi yaşamak için geldim. Bu yüzden kıyafetimle ve daha bilmem neyimle ilgili önyargılarınızı da alın defolup gidin. İsteğimi engellemek için biriktirdiğiniz tüm niyetlerinizi de alıp defolun. İnsanın bir iskeletten farksız olduğunu göreceğiniz noktaya kadar defolup gidin. Üstünlüğün ya da haklılığın takvada olduğunu öğrendiğiniz yere kadar defolun! Defolurken de ister sağ yolu ister sol yolu ister orta yolu seçin. Özgürlüğünüz sizin elinizde! Şimdi…Alay etmek istediğim bir şey olursa bu emin olun ki sizin umurunuzda olan meseleler olmaz! İnsanların ciddiye aldıkları konulara saygıyla ve sakince yaklaşmak küçüklüğümde öğretilen bir şeydir çünkü. Yalnız üzücü olan bir şey var ki o da; siyah bir insanla yahut sizinle aynı fikri taşımayan biriyle kartopu oynama zevkine asla varamayacak olmanızdır.Ya da ne bileyim herhangi bir toprağın köşesinde kalmış ayrı dinden bir insana ç’ayı tattıramayacak olmanız…Bu kadar kör olmasanız tapındığınız tüm putları yerle bir ederdim. Bu kadar ön yargınız olmasa hep beraber düşerdik Yusuf’un kuyusuna.Bu kadar insafsız olmasaydınız ‘’siz’’ ya da ‘’biz’’ diye bir hitabım olmazdı bu yazıda…Ve bilin ki; İslam’ın sağı solu orta yolu yoktur. İslam İslamdır! Size görmediğiniz bir gerçekten bahsediyorum. Özgürlüğünüz siya(h)setler ardında…Yine de ‘’amann çok da umrumdasınn’’ diyorsanız ben de; İktidarınız da iktidar için tırmalayanınız da sizin olsun… diyorum. Defolun!-fsrck

fsrck:

-Uzun gelir okumazsın diye söylüyorum. İki tür insan vardır. Sıradan ve bir de havadan sudan =)) -


- Anne kaç yaşındayım ben?
- 20 kızım.
- Söyleyecek sözüm vardır benim de değil mi?
- Elbette.
- Peki anne söyleyecek lafım varken susmanın erdem olduğunu bana öğretirken sen, bazı annelerin elleri armut mu topluyormuş?
- Bazı insanlar öyle düşünmüyor olabilir yawrum.
- Peki bu bizi haksız yapar mı?
- Birilerinin gözünde mi yoksa hak gözünde mi?

Siz bilmemneci geçinen zihniyet! Ya da diğer bilmemneciler… 
Sizce siya(h)si bir simge miyim oradan bakılınca
Ya da tarafına çekilecek biri miyim? İçine düştüğünüz kör kuyuların tadını ya da bilmem nesini çıkarırken niçin yanınıza birilerini sürüklemek zorundasınız?? 
Davalarınız, sorunlarınız, tapındıklarınız, salındıklarınız, bilmem neleriniz, vesaireniz zerrece umrumda değiller. 

Ben bu dünyaya zaten direnerek ve 18 saatlik bir sancı ile zorla gelmiş bulunmaktayım . Kimseye rahatsızlık vermeye de niyetim yok aslında.
Ben bu dünyaya sizin içine düştüğünüz kör kuyuların etrafında dolanmak için gelmiş bulunmaktayım. Oraya düşmek için değil. 
Ben bu dünyaya siya(h)si hiçbir meseleyi umursamamak üzere gelmiş bulunmaktayım… Televizyondaki amcaların, çizgi filmlerdeki bebelerin ve gazete köşelerindeki simgesel ifadelerin yönlendiremeyeceği biriyim ben! (Çok mu alay edilesi buldun okuyucu. Aferin sana…)

Bu dünyanın düzenine de ön yargılarına da birbirlerini hiçe sayan insan tiplilerine de siya(h)setine de lanet olsun. Kabul etseniz de etmeseniz de bu dünyaya tüm müzikleri dinlemek, tüm ensturmanları çalmak, tüm dilleri öğrenmek, çoğu insana gülümsemek, karda kışta bisiklet sürmek, kürtüyle türküyle hristiyanıyla bilmem nesiyle kartopu oynamak ve daha bir sürü güzel şeyi yaşamak için geldim. Bu yüzden kıyafetimle ve daha bilmem neyimle ilgili önyargılarınızı da alın defolup gidin. İsteğimi engellemek için biriktirdiğiniz tüm niyetlerinizi de alıp defolun. İnsanın bir iskeletten farksız olduğunu göreceğiniz noktaya kadar defolup gidin. Üstünlüğün ya da haklılığın takvada olduğunu öğrendiğiniz yere kadar defolun! Defolurken de ister sağ yolu ister sol yolu ister orta yolu seçin. Özgürlüğünüz sizin elinizde! 

Şimdi…

Alay etmek istediğim bir şey olursa bu emin olun ki sizin umurunuzda olan meseleler olmaz! İnsanların ciddiye aldıkları konulara saygıyla ve sakince yaklaşmak küçüklüğümde öğretilen bir şeydir çünkü. Yalnız üzücü olan bir şey var ki o da; siyah bir insanla yahut sizinle aynı fikri taşımayan biriyle kartopu oynama zevkine asla varamayacak olmanızdır.
Ya da ne bileyim herhangi bir toprağın köşesinde kalmış ayrı dinden bir insana ç’ayı tattıramayacak olmanız…

Bu kadar kör olmasanız tapındığınız tüm putları yerle bir ederdim. 
Bu kadar ön yargınız olmasa hep beraber düşerdik Yusuf’un kuyusuna.
Bu kadar insafsız olmasaydınız ‘’siz’’ ya da ‘’biz’’ diye bir hitabım olmazdı bu yazıda…

Ve bilin ki; İslam’ın sağı solu orta yolu yoktur. İslam İslamdır

Size görmediğiniz bir gerçekten bahsediyorum. Özgürlüğünüz siya(h)setler ardında…
Yine de ‘’amann çok da umrumdasınn’’ diyorsanız ben de; İktidarınız da iktidar için tırmalayanınız da sizin olsun… diyorum. Defolun!


-fsrck


banaoylebakma:

Bana yollardan bahsedin artık,Büyüsün yalnızlığım. 

banaoylebakma:

Bana yollardan bahsedin artık,
Büyüsün yalnızlığım. 


fsrck:

* Kar ve kış çok uyumsuz duruyor. 
* İçimde bir yerde bir şeyler sana pek fazla uyuyor.
* Siyanürlü bir çift göz; ”naber lan?” bakışı atıyor. Biliyorum sevgilim bu replik bir aşk cümlesine uymuyor.
* Sana dair tüm hisleri yok edip bir tepeye çıkıyorum İstanbul bu gece her geceden daha güzel.Ölüme yakın olmak farkındalığı böyle tetikliyor. 
* Bir cümle ” gözleriniz ” kelimesinden öteye gitmiyor.
* İçimde bir yerler ölüyor.

fsrck:

* Kar ve kış çok uyumsuz duruyor. 

* İçimde bir yerde bir şeyler sana pek fazla uyuyor.

* Siyanürlü bir çift göz; ”naber lan?” bakışı atıyor. Biliyorum sevgilim bu replik bir aşk cümlesine uymuyor.

* Sana dair tüm hisleri yok edip bir tepeye çıkıyorum İstanbul bu gece her geceden daha güzel.Ölüme yakın olmak farkındalığı böyle tetikliyor. 

* Bir cümle ” gözleriniz ” kelimesinden öteye gitmiyor.

* İçimde bir yerler ölüyor.


Gülüş, ruhun hiç şaşmayan aynasıdır. Yalnız çocuklar kusursuz bir gülüşle gülmesini bilirler.




Uzun saçları sevdiğimi unutma sakın bu yüzden hep uzun olsun saçların. Bir nehir gibi dökülsün omuzlarından dümdüz. Çok seveyim uzun saçlı halini, saçlarınla oynarken en mutlu insan ben olayım. Saçların ile oynamamı da sen sev, dizlerimde uyuyakal mesela.
Üniversitede tanışalım. Fazla geç olmasın gelişin. Birbirimizde kalalım önceleri.  Aynı eve çıkmayalım direk. Aynı evde yaşamak büyük sorumluluk ister, sen her ne kadar ısrar etsen de ben durumu kontrol edeyim. Kırmadan erteleyeyim bunu, öpeyim minik burnundan.
Üniversitede çılgınlıklar yapalım. İçip kafayı bulalım deliler gibi dans edelim. Masalara çıkıp şarkı söyleyelim. Hatta atılalım mekanlardan. Ama hep elimi tut olur mu?
Okul bitsin işimizi kuralım sonra aynı eve çıkalım. 2 katlı müstakil,mutfağı geniş,balkonu deniz manzaralı bir evimiz olsun. Birlikte balkonumuzdan güneşin denize batışını izleyelim yaşlandığımızda,el ele. Veya balkona bir çilingir sofrası kurup kutlayalım güzel günlerimizi seninle.
Çalgılı çengili düğün yapmak yerine yurt dışına çıkmaya karar verelim en baştan. Senin hayalin pembe bir vosvos benimki ise Aşıklar Köprüsü’nde bir gün batımı.. İkisinide gerçekleştirebiliriz. Pembe bir vosvosla uzun bir geziden sonra bineriz küçük bir İtalyan salına.. Gün batımında aşıklar köprüsünün altından geçerken sonsuza dek evet deriz mutluluğa..
İşler tam olarak yoluna girince ikimizde bir aylığına izin alıp sadece çantalarımızla beraber bir Avrupa turu yapma kararı almıştık.. Paramızın bittiği yerde 3-5 günlük işlerde çalışıp İngiltere’nin,Fransa’nın ayak basmadık yerini bırakmayalım.. Farklı insanlar farklı hayatlar tanıyalım. Tanıdığımız yerde, ileride sadece kısa süreliğine hayatlarına misafir olduğumuz insanlar olarak kalsınlar.
Kavgada edelim. Kavgasız ilişki olmaz. Kavga bir ilişkinin tuzu biberidir. Ama hiçbir zaman yatağa kafamızı birbirimize kırgın olarak koymayalım.
Zaman su gibi akıp geçerken her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı.. Çocuğumuz olmalı sonra. Senin ve benim olan bir canlı.. Oğlumuz Rüzgar gibi essin geçsin. Kızımızda Güneş gibi ışıldasın. Güneş.. Sarışın, minicik elleri olan kızımız için biçilmiş kaftan gibi..
Geceleri sırayla susturalım onları. Ben mızıkçılık yapayım,sen söylenerek sıramı al. Anne yüreği sonuçta dayanmaz. 
Çocuklarımız büyüsün,onları güvence altına alalım. Emekliliğimide yavaş yavaş yaklaşırken denize bakan evimizin alt katında sahaf dükkanı açalım. Bir gramafon,bir kaç kitaplık alsak yeterli. Kitaplar zaten hazır. 
Gelen müşterilere kitapları gösterelim. Haftada bir kitapların tozunu alalım. Hatta sen yine o sevecenliğinle müşterilere kahve hazırla,yanında çocukları varsa onlara çikolatalı gofret ver.
Ara sıra çocuklarımız gelsin bii ziyarete,torunlarımızla. Biz o tozlu,kocaman aile albümümüzü çıkartıp fotoğraflarımıza bakalım. Babalarının,annelerinin ne kadar hınzır olduklarını anlatalım. Çocuklarımız “babaaa,anneee kötü örnekler vermeyin çocuklara” diye kızsınlar bize. 

Ve bir gün herkes gibi bizde bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde..

Uzun saçları sevdiğimi unutma sakın bu yüzden hep uzun olsun saçların. Bir nehir gibi dökülsün omuzlarından dümdüz. Çok seveyim uzun saçlı halini, saçlarınla oynarken en mutlu insan ben olayım. Saçların ile oynamamı da sen sev, dizlerimde uyuyakal mesela.

Üniversitede tanışalım. Fazla geç olmasın gelişin. Birbirimizde kalalım önceleri.  Aynı eve çıkmayalım direk. Aynı evde yaşamak büyük sorumluluk ister, sen her ne kadar ısrar etsen de ben durumu kontrol edeyim. Kırmadan erteleyeyim bunu, öpeyim minik burnundan.

Üniversitede çılgınlıklar yapalım. İçip kafayı bulalım deliler gibi dans edelim. Masalara çıkıp şarkı söyleyelim. Hatta atılalım mekanlardan. Ama hep elimi tut olur mu?

Okul bitsin işimizi kuralım sonra aynı eve çıkalım. 2 katlı müstakil,mutfağı geniş,balkonu deniz manzaralı bir evimiz olsun. Birlikte balkonumuzdan güneşin denize batışını izleyelim yaşlandığımızda,el ele. Veya balkona bir çilingir sofrası kurup kutlayalım güzel günlerimizi seninle.

Çalgılı çengili düğün yapmak yerine yurt dışına çıkmaya karar verelim en baştan. Senin hayalin pembe bir vosvos benimki ise Aşıklar Köprüsü’nde bir gün batımı.. İkisinide gerçekleştirebiliriz. Pembe bir vosvosla uzun bir geziden sonra bineriz küçük bir İtalyan salına.. Gün batımında aşıklar köprüsünün altından geçerken sonsuza dek evet deriz mutluluğa..

İşler tam olarak yoluna girince ikimizde bir aylığına izin alıp sadece çantalarımızla beraber bir Avrupa turu yapma kararı almıştık.. Paramızın bittiği yerde 3-5 günlük işlerde çalışıp İngiltere’nin,Fransa’nın ayak basmadık yerini bırakmayalım.. Farklı insanlar farklı hayatlar tanıyalım. Tanıdığımız yerde, ileride sadece kısa süreliğine hayatlarına misafir olduğumuz insanlar olarak kalsınlar.

Kavgada edelim. Kavgasız ilişki olmaz. Kavga bir ilişkinin tuzu biberidir. Ama hiçbir zaman yatağa kafamızı birbirimize kırgın olarak koymayalım.

Zaman su gibi akıp geçerken her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı.. Çocuğumuz olmalı sonra. Senin ve benim olan bir canlı.. Oğlumuz Rüzgar gibi essin geçsin. Kızımızda Güneş gibi ışıldasın. Güneş.. Sarışın, minicik elleri olan kızımız için biçilmiş kaftan gibi..

Geceleri sırayla susturalım onları. Ben mızıkçılık yapayım,sen söylenerek sıramı al. Anne yüreği sonuçta dayanmaz. 

Çocuklarımız büyüsün,onları güvence altına alalım. Emekliliğimide yavaş yavaş yaklaşırken denize bakan evimizin alt katında sahaf dükkanı açalım. Bir gramafon,bir kaç kitaplık alsak yeterli. Kitaplar zaten hazır. 

Gelen müşterilere kitapları gösterelim. Haftada bir kitapların tozunu alalım. Hatta sen yine o sevecenliğinle müşterilere kahve hazırla,yanında çocukları varsa onlara çikolatalı gofret ver.

Ara sıra çocuklarımız gelsin bii ziyarete,torunlarımızla. Biz o tozlu,kocaman aile albümümüzü çıkartıp fotoğraflarımıza bakalım. Babalarının,annelerinin ne kadar hınzır olduklarını anlatalım. Çocuklarımız “babaaa,anneee kötü örnekler vermeyin çocuklara” diye kızsınlar bize. 

Ve bir gün herkes gibi bizde bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde..

(seymas gönderdi)